Türk milletinin “asker millet” olduğu söylenir… Bir de “doğuştan şair millet” olduğumuz iddiası vardır. Böylesi iddiaların, havada kalmaması için bir nevî isbatı gerekir. Tarihimiz “asker millet” olduğumuzun sayısız örneğiyle doludur… “Doğuştan şair millet” oluşumuzu destekleyecek kadar şairimiz de vardır millet olarak.
Bu toprakların en köklü kültürüne Sultan Alparslan'dan itibaren asırlar boyunca beşiklik etmiş, “kültür şehri” ünvanına lâyık görülmüş, “şair ve ozanlar diyarı” olarak nâmını herkese kabul ettirmiş Sivas'ın, bu ünvanlara laf olsun diye sahip olmadığını isbatlayan bir kitap var elimizde.
Sivaslı şairlerin ürünlerinden birer demetin ilk defa bir arada sunulduğu 900 sayfalık bu dev çalışma; “Sivaslı Şairler Antolojisi” adını taşıyor. Bu değerli çalışmayı kültür dünyamıza; Sivas'ın Yıldızeli ilçesi Çubuk köyünde doğan ve yüksek öğrenimini M.Ü. İlahiyat Fakültesinde tamamladıktan sonra aynı fakültede Türk-İslâm Edebiyatı alanında yüksek lisans yapan sevgili Alim Yıldız kardeşim hediye etmiş.
Sivaslılar Vakfı tarafından kültür dünyamıza armağan edilen çalışmanın sunuşunda, vakıf mütevelli heyet başkanı değerli kardeşim Muhsin Kaya; “… Sivas ve çevresinin tarihini, folklorik değerlerini, insanımızın düşünce ve duygu dünyasını, günümüz insanına tanıtmayı ve gelecek nesillere aktarmayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda böyle bir eseri yayınlayarak Türk kültür dünyasına ve şiir severlere sunmanın hazzını yaşamaktayız. Vakıf mütevelli heyeti olarak sadece deryadan bir damla sunduğumuzun farkındayız. Bu konuda daha çok çalışılması gerektiğine inanmaktayız.” diyor.
Ortada 300 civarında şairden şiir olur da söz bu bunca uzar mı? Reva mı?
O halde binbir zorlukla da olsa, o deryadan bir iki tadımlık şiir okuyalım birlikte…
Meselâ… Asıl adı Mehmet olan Feryadî'nin “Çekemem bu derdi” isimli şiiri, türkü olup dilden dile sazla dolanırken, insan gücünün sınırlarını ne de güzel çiziyor: “ Bugün gam yükünün tüccarı geldi/ Çekemem bu derdi, bölek seninle/ Seni seven âşık sararıp soldu/ Çekemem bu derdi, bölek seninle.
Yine gam yüküne tüccar ben oldum/ Bulmadım Lokman'ı arada kaldım/ Medet, Mürvet! Dedim, kapına geldim/ Çekemem bu derdi, bölek seninle.
Seherde okunur Allahu Ekber/ Hışmından titirer ol bâb-ı Hayber/ Selman'ın cârına yetmişti Hayder/ Çekemem bu derdi, bölek seninle.
Âşık olan gafletinden uyanır/ Muhammed-ali'nin rengin boyanır/ Ancak bu cefaya Eyyub dayanır/ Çekemem bu derdi, bölek seninle.
Bağlarıma gazel düştü, güz oldu/ Geçti giden günler, ömür az oldu/ Feryadî'nin yaraları yüz oldu/ Çekemem bu derdi, bölek seninle.”
Saz şairi aynı zamanda tasavvufun denizinden beslenmenin verdiği cesaretle fedâkârdır da. Böyle olmasaydı Sefil Selîmi bu kadar yürekten “Yansın” diyebilir, yanmaya talip olabilir miydi: “ Hor görme, Rahman'ın kudreti kulda/ Kul yanmasın Sefil Selîmi yansın/ Her maharet mevcut el oğlu elde/ El yanmasın Sefil Selîmi yansın
Nefesler olmasa inler mi neyler/ Parmaklar olmazsa el yalnız neyler/ Herkesi yan yana tatlı dil eyler/ Dil yanmasın Sefil Selîmi yansın
Yolcuları menziline yetirir/ Hasreti hasrete karşı getirir/ Belki bir âşığı dosta götürür/ Yol yanmasın Sefil Selîmi yansın
Yolcuyu bitmeyen yol inletiyor/ Arıyı yaptığı bal inletiyor/ Sazı birkaç tane tel inletiyor/ Tel yanmasın Sefil Selîmi yansın
Halıya kilime nakış vurulur/ Dokuyanlar emek verir yorulur/ Gün gelir ki yar altına serilir/ Çul yanmasın Sefil Selîmi yansın
Yere atma tepelenir ezilir/ Kıymeti zay'olur rengi bozulur/ Bir yazmaya, bir odaya dizilir/ Pul yanmasın Sefil Selîmi yansın
Ağaçlar dikilir bir orman olur/ Herkes bir ev yapar bir derman olur/ Kuşlar acı çeker yuvasız kalır/ Dal yanmasın Sefil Selîmi yansın
Benden başkasının elemi mi var/ Gönül dağlarından eksik olmaz kar/ Bağlar çirkin kalır bülbül etmez zar/ Gül yanmasın Sefil Selîmi yansın
Baş ayağa bağlı, ayak da başa/ İncitme kimseyi yaşa hoş yaşa/ Çok güzel yakışır kirpiğe kaşa/ Kıl yanmasın Sefil Selîmi yansın
Ey Sefil Selîmi acı her cana/ Yakıp ta kimseyi düşme isyana/ Yanan bir şey fayda vermez insana/ Gel yanmasın Sefil Selîmi yansın”
İnsanların yanmaması, acı çekmemesi için Hz. Ebubekir (RA) misali yalvaran Sefil Selîmi'nin, “Ali'ci diye” isimli şiirini de başta Sivaslı Alevî-Sünnî ayrımcılığından çıkar umanlar, sağlayanların mutlaka duyması ve utanması lâzım: “ Muhammed severdi, o yüzden sevdim/ Dışladılar beni Ali'ci diye/ Ancak bin yönünden birini övdüm/ Taşladılar beni Ali'ci diye
Gerek Alevî'ler gerek Sünnî'ler/ Duymak ister avutucu ninniler/ Yüreği kinliler, eli kanlılar/ Boşladılar beni Ali'ci diye
Gönül katlanmıyor gözüm görüyor./ İnsan ne yitirmiş, neyi arıyor/ Sefil Selîmi'ye herkes vuruyor/ Haşladılar beni Ali'ci diye.”
Sözü uzatmanın âlemi olmadığı gibi eserden örnekler seçip, tercihlerde bulunabilmenin de imkânı yok. Sivaslılar Vakfından 0216.4611806 numaralı telefon vasıtasıyla ulaşıp isteyebileceğiniz “Sivaslı Şairler Antolojisi” isimli kitaptan dolayı, sevgili Alim Yıldız kardeşime de başta sevgili kardeşim Muhsin Kaya olmak üzere vakıf yöneticilerine de teşekkürler.
Yeni Asya Gazetesi -05.09.2003 |